Archive for November, 2012

Proje Günlüğü – 29 Kasım 2012: “Dışarıdan birinin gözüyle Aquarius”

 
 

Varlığı artık reddedilemez küresel ısınmanın sonucu olarak 2012 yılının ilk aylarında karşılaştığımız gibi bir korkunç hava süreci yine başladı, bitmek bilmeyen bir şekilde devam ediyor. Bu denizlerde hayatı boyunca dalan Rudi Kasım-Ocak aylarında denizin ne kadar sakin ve güzel olduğunu söyler hep. Ama bu örneği verdiği yıllarda kasırga sezonu en geç Eylül ayında bitermiş. Oysa son yıllarda Kasım’a kadar devam ediyor. Kasırganın dinmeye başladığı aylar da havanın soğuduğu döneme denk gelince bir dinmez fırtına hali oluşuyor. Sandy kasırgasından 1-2 hafta önce başlayan kötü hava bir türlü dinmedi, her gün dalamadığımızın üzüntüsü, projemizi devam ettiremediğimizin sıkıntısı ile hiç ümit verici olmayan hava tahminlerini takip edip durduk. Nihayet Salı günü rüzgar ve dalga kabul edilebilir bir seviyeye düştü. İdeal bir seviye hiç değil ama kendimizi biraz zorlayıp dalabileceğimiz bir hava kesinlikle. Ancak iyi hava tahmini son anda ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıktığı için ekip üyelerimizin bize katılması mümkün olmadı fakat kalan çekimlerimiz için fazla bir desteğe de ihtiyacımız olmadığı ve riskli bir dalış olmadığı için ikimiz gitmeye karar verdik. Bu sırada çok iyi bir dalgıç ve denizci olan annem bizi ziyaret etmekteydi. Hem bir sualtı aşığı olması, hem de çocukluğumdan gelen Aquarius rüyalarımı en iyi bilen ve paylaşan kişi olması sebebiyle burada beraber dalmayı çok istiyordum. Rudi’yle çekimlerimizi tamamlamak üzere bir dalış yapıp ardından annemle ikinci bir tüplü dalış yapmak üzere plan yaptık. Bu haftaki yazımızı annemin kaleminden okuyabilirsiniz.
Yasemin Dalkılıç

Şeyma Dalkılıç:

“Bugün Miami’ye geleli bir ayı geçti. Geldiğimden beri Sandy kasırgası’nın geçip gitmesini, Sandy’nin marinada yaptığı hasarın tamirini ve bütün bunlar olurken bir gün bile kesilmeden devam eden fırtınanın dinmesini bekledik durduk. Nihayet deniz bir günlüğüne düzgün olacak dediler, bu sabah erken yola çıktık. Marina evden 1.5 saat kadar uzakta. Gider gitmez dalış kulübünden bana bir elbise uydurup malzemeleri yükledik, bu kismi felaket bir sey; devasa kameralar, sualtı scooter, dalış malzemeleri, tüm bunlar teknede muhafaza edilen diğer aletlere eklendi ve palamarı çözdük. Aquarius marinaya fazla uzak değil. Kisa sürede açık denize çıktık, sakin deniz buysa ben de ne olayim! 350 beygirlik iki motor çalışıyor tekne bir göğü bir denizi görüyor, denize her vurduğunda yerimden fırlayip geri vuruyorum, daha dalmadan oraya buaraya asılmaktan kollarım koptu! Nihayet Aquarius’un üstündeki yapıyı ve etrafındaki tonozları, işaret şamandıralarını gördük, o dalgada tonoza bağlanabilmek icin yarım saat uğraştık ve bağlandık. Hemen bir Sahil Güvenlik teknesi bitti yanımızda, resmi iznimiz olduğunu, amacımızı anlattık, kontrol etti, ikna oldu ve gitti. Belli ki kimseleri daldırmıyorlar buraya. Çok imtiyazlı bir dalış yapacağımdan iyice emin oldum :). Nasıl dalacağım da şüpheli ya, kaç sene olmuş dalmamışım, acaba hatırlar mıyım ki.. Üstelik malzemem de toplama, bir tek BC ve regulator bana ait, hoş kaç yıldır kullandığım BC ile de şişmanladığım için rahat edemediğimi gördüm ya sonradan. Üstelik ayaklarım ufak, dizim ameliyatli, ağır uzun dalış paleti kullanamam, bulduğum en ufak palet ayağıma büyük geldi, ancak haftaya kayağa gittiğimizde giyeceğim kalın yün çoraplarımla uydurabildim, :) Yani görülmeli bir kılık!

Bağlandık bağlanmaya da tekne anlatılmaz bir şekilde sallanıyor. Yani benim bildiğim tekne ya iki yana yalpaya düşer ya da ileri geri inip kalkar, bu kendi etrafında aralıksız dönerken her dört yöne de felaket şekilde sallanıyor. Vaktiyle çocukları Lunaparkta Balerin mi Dansöz mü, bir alete bindirmiştik, perişan edici bir şey, inen herkes sapsarı, kıyı bucak gözden ırak yer aramaya koşuyordu, hiç farkı yok. Ekip o girdabın içinde kameraları, malzemeleri hazırlayıp suya indiriyor, ayakta durmak bile meseleyken? Bir köşeye yapıştım hem ayak altında olmamak hem de düşüp bir yerimi kırmamak için çabalıyorum. Bir deko tüpü indirildi, bir de uzunca bir ipin ucuna bir usturmaça bağlanıp atıldı, çünkü dalga bir yönden akıntı diğer yönden çekiştiriyor, denize inenin tutunabilmesi için şart. Dalış bayrağı da çektik tekneye. Sonunda Yasemin ve Rudi de indiler. İnmeden tonozdan koparsak motor nasıl çalışır, tekne nasıl gider onu anlattılar kısaca, akıntı, sığlıklar gibi felaket sahneleri de eklediler. Hiç bu tür bir tekne kullanmışlığım yok, o sallantıda anladım mı o da belli değil, inşallah bir şey olmaz… Teknede benden başka kimse yok ve aman Tanrım, sallanıyor da sallanıyor. Ömrümde deniz tutması nedir bilmeyen ben bulantıyla savaşmaya başlıyorum, gerçekten epey fırtınalı deniz yolculukları yaptım, gemilerde, teknelerde sağlam kalan az sayıdaki insandan biri olmuşumdur hep. Ama bu başka bir şey, çok berbat bir şey. Kendimi kötü hissetmeye başladım, dalmasam daha mı iyi acaba?.. Arada denizden ekibin hava kabarcıklarını izlemeye çalışıyorum, tekne yerinde duruyor mu anlamaya calışıyorum, yook yok, daha beter oluyorum, ufka bakmak, gözünü hiç ayırmamak daha iyi… Tonozu yakaladığımızdan bu yana kaç saat geçti bilmiyorum ama sonunda yüzeye yakın karartılar seçilmeye başladi, dönüyorlar. Rudi’ye “Ben berbatım, başım sersem, midemi zar zor kontrol ettim, ben dalmasam?” diyorum, cevabı “Karayiplere hoşgeldiiin” oluyor. “Hemen hazırlan suya in, inan bana en iyisi bu” diyor, çaresiz dalacağız. Burada hoca O, birlikte daldığım arkadaşlarım bilirler, bizde hoca ve disiplin acayip onemlidir. Hoca sözü hünkar fermanı gibi bir şeydir. Ayrıca her yer bu tekneden iyidir! Nasıl giyinip suya girdim bilmem ama aletleri suda kuşandım, o da Yasemin’in yardımıyla. Ama suya girmek hemen fayda etti! Dunya varmııışşşşş! Müzmin sinüzit kötülemiş, kulak dengelemek için epey zorlanıyorum. Ağırlık dengesiz, BC dar, paletler kötü, öyle böyle sonunda dipteyim neyse. Burada yalpa, çalkantı, girdap yok, sakiiiin bir deniz, sessiz ve inanilmaz bir dünya. Tanrım o ne güzellik, balık kaynıyor, rengarenk, kocaman, çeşit çeşit. İşte Efsane Aquarius her şeyiyle karşımda! Sanki ufak bir ev, lombozları bile var, çevresinde çeşitli ilave yapılanmalar. Hayranlik verici bir şey, hele içinde hayat olduğunu, bilim insanlarinin burada haftalarca yaşadığını düşünmek hayallerin ötesinde. Ama dur, bunları anlatmayayım, nasıl olsa filmde herkes görecek, sürprizi bozmayayım. Yapıların her tarafı kabuklu, kabuksuz, mercan, mantar çeşit çeşit deniz canlısıyla kaplanmış. Görülesi bir renk cümbüşü. Yanımdan kimi benim boyumda balıklar geçiyor, Aquarius’un altından, kenarlarından sanki her dakika balık dolu bir çuval patlıyor gibi dökülüyorlar. Nereye bakacağımı şaşırıyorum, bütün o renkler, desenler ve devinim arasında kaybolup artık hangi balığın ne olduğunu anlamaya, hatırlamaya çalışmaktan vazgeçiyorum. Öyle çoklar, o kadar çok tür var ki, birinin ne olduğunu daha düşünemeden yenileri geliyor önüme. Arasıra ağzım açık kalıyor olmalı, regulatorü düşüreceğim nerdeyse, ağızlığı ağzıma tıkıp elimle de emniyete alarak yüzmeye başlıyorum. Bilmem onca sallanmadan sonra sersemleyip daldığım için mi yoksa görüntünün güzelliğinden ve zenginliğinden mi, dalış gerçek değil de bir rüyaymış gibi devam ediyor. Bu dalışın tek eksiği biraz daha ışık. Yukarıdaki nihayet kavuştuğumuz iyi hava (!) güneşi kalınca bir bulut tabakası ardında saklamakta çünkü. Ama su sıcak, görüş hayli net, burada deniz de sakin, daha ne ister insan… Havam azalmaya başladı, daha deko var, dönüşe geçmeliyiz. İşte dekoları da tamamladık, uygun yerlerde uygun süreler bekledik, kanınımızdaki gazlardan kurtulduk, çıkıyoruz. Dönüşte scooter kullanan Yasemin’e tutunup palet çırpmadan teknenin altına varmak da pek lüks oldu doğrusu. Harika bir alet, filmlerde filan görürdüm ama bir gün gerçekten sualtında onunla yolculuk yapacağımı hayal bile etmemiştim. Aletleri gene denizde bırakıp (İpe asarak) başımı gözümü patlatmadan merdivenden yukarı tırmanmayi başarıyorum, merdivenin arasına elim girdi ve biraz ezildi ama bu dalgada hic önemli sayılmayacak bir arıza bu. Malzeme ve kameralar da yüklenince palamarı çözüp sakin denize ya da neresi sakinse bu denizin, sakin karaya doğru yola koyuluyoruz. Harika bir dalış günü; ben hayal edemeyeceğim kadar ilginç bir yere daldım, Yaseminler filmin son sahnelerinin çekimini başarıyla tamamladılar. Evde babaannesiyle kalan torunumdan da haber aldık, gayet iyi ve mutluymuş. Daha ne isteyebiliriz ki… Belgesel yakında tamamlanacak, Yasemin’in sitesinden takip edin, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. Çoook ilginç ve güzel bir dalıştı, benim de yaşım hayli ilerledi, belki de bu benim jubile dalışım olur, hahhaaa!.”

Proje Günlüğü – 16 Kasım 2012: “İnanılmaz Sualtı Laboratuvarı Aquarius’un içinden”

 
 

Sevgili dostlar,
Aquarius’ta çekimlerimizi bitirmeye hazırlanırken size bu yerin içini göstererek iştahınızı açmak istedim! Çok az kişiye sağlanan bu içeri girme ayrıcalığını yaşayabildiğimiz için çok mutluyum.

Aquarius silindir şeklinde bir yer, 13 metre uzunluğunda ve 6 metre çapında. Gördüğünüz çizim buranın planı hakkında size iyi bir fikir verecektir. Bir tarafta “giriş kapısı” var, daha doğrusu suya girip çıkmayı sağlayan bir havuz. Diğer tarafta da 6 tane yatak mevcut, arada yaşam ve çalışma alanı var. Bu ziyaretimiz sırasında 3 kişiydik, benim dışında bilim subayı Otto ve dalış subayı Roger vardı. İçerisi oldukça ferah geldi. Ama tabii ki eminim 6 kişi içinde yaşadığında o kadar ferah gelmiyordur. Rudi o gün sinüslerinde kötü bir tıkanıklık sebebiyle benimle içeri gelemediği için çok üzüldüm. Habitatın yüzeye devamlı bir bağlantısı var, sadece hava için değil tabii ama aynı zamanda, elektrik, klima, telefon iletişimi kablosuz internet gibi lüksler sağlıyor. Bir etkinlik sırasında haliniz ve enerjiniz kaldıysa telefonunuzdan facebook sayfanıza birşeyler yazabilirsiniz. Buna bağlantıya göbek bağı adını veriyorlar. Dalgıçlar her gün habitat dışında 6 saatlik ve bazen daha uzun görevlere gidiyorlar. “Eve” döndüklerinde heyecan içinde gördüklerini tartışıyorlar, değerlendiriyorlar, yemek yiyip dinleniyorlar. Fotoğraflarda göreceğiniz gibi üç tane oldukça büyük lomboz çevredeki canlıları seyredebilmemizi sağlıyor. Bunların arasında çok büyük barakudalar ve “Küçük Joe” adındaki kağlumbağa ve “Charlie” adındaki Goliath orfozu gibi isimiyle bilinenleri de var.

Aquarius’a yapılan görevler “saturasyon” görevleri olarak bilinyor, yani buradaki basınç dışarıdaki basınçla aynı bu nedenle giriş yerindeki su içeri girmiyor. Bu “Moon Pool” adı ile bilinen giriş havuzunun nasıl harika bir yer olduğunu tarif edemem. Bir adımda deniz altındasınız ve devamlı da orada balıklar yüzüyor. Saturasyon dalışlarının avantajı görev etkinliği sonuna kadar dekompresyon yapmak gerekmeden dalabilmek, çünkü dalgıçlar devamlı aynı basınçta çalışıyor ve yaşıyorlar, 15 metreye 10 gün boyunca dalmak gibi birşey. Görevin sonunda habitatın içinde basıncı değiştirerek 18 saat süren yavaş bir dekompresyon yapıyorlar. Yine bu sebeple Aquarius’a bir ziyaret, dalış niteliği taşıyor, yani içeride geçirdiğiniz süre dalış süresine ekleniyor ve burada dekompresyon yapmadan geçirilebilecek maksimum süre 80 dakika. Ziyaretçilere izin verilen süre de bu. Rudi’nin benimle gelememesini sebebi bu 80 dakikayı yüksek basınç altında geçirecek olması sinüslerindeki problemin devam etmesine ve daha kötüleşmesine sebep olabilmesi. Fotoğrafların tadını çıkarın, çok yakında bu dalışla ilgili videomuzu da ekleyeceğız.

Buradan Aquarius’un facebook sayfasını görüp beğenerek takip edebilir, bu inanılmaz yerin çalışmalarına devam edebilmesi için desteğinizi gösterebilirsiniz. http://www.facebook.com/AquariusReefBase

Proje Günlüğü – 5 Kasım 2012: “Kasırga, kötü hava ve genel olarak tatsız bir dönem”

 
 

Projemizi takip edenlerden son zamanlarda eskisi kadar sık yazmadığım için özür dileyerek yazıma başlıyorum. Müthiş bir şanssızlık içinde daha çok kötü hava sebebiyle 2 aya yakın zamandır doğru dürüst dalış yapamadık. “Batıklar” ile ilgili bölümün (yayınladığımız 7 dakikalik versiyon bu bölümün fragmanı niteliğindedir) tüm çekimlerini Ağustos sonunda tamamladıktan sonra “Mağaralar” bölümünün çekimlerine hazırlanmıştık, bu sırada da Aquarius sualtı yaşam yerinde çekim yapacaktık. Kulağa gayet basit geliyor bu plan fakat gerçek bundan çok uzaktı malesef.

“Mağaralar” bölümü için dünyanın en iyi mağara sistemlerine sahip bölgeleri arasında olan 3 yer seçmiştik. 2 tanesi karada, tatlı suya sahip, kuzey Florida’da yer alıyor, diğeri ise Meksika’da Yukatan yarımadasında. Bunun dışında Bahama adaları olan Abaco, Andros, Exumas ve Eleuthera da müthiş mağara sistemlerine sahip. Yaz sonu genelde Bahamalar dalgalı ve esintili bu nedenle Meksika ve Kuzey Florida’da çekimlere başlamayı planlamış, Bahamaları havanın daha sakin olduğu zamana bırakmıştık. Fakat bu yıl Karayipleri etkileyen inanılmaz yağmurlar bu ihtimali yok etti. Tatlı su mağaralarında dalış için rüzgar veya dalga gibi endişeler taşımak gerekmiyor fakat yağmur çok kötü etkiliyor. Genelde 90 metreye ulaşan görüşe sahip olan bir tatlı su bölgesinde görüş 1-2 metreye düşebiliyor, bu sayede mağaralar müthiş tehlikeli hale geldiği gibi çekim imkansız oluyor. Normal bir yağmur büyük mağara sistemlerini pek etkilemiyor ama arka arkaya domino etkisi ile geldiği zaman bu yerler haftalarca, bazen aylarca dalınamaz olabiliyor. Florida ve Yukatan’da Haziran’dan Ekim’e kadar bu durum söz konusu oldu. İki kez Meksika’ya seyahat planladık, biletlerimizi aldık ve ardından iptal etmek zorunda kaldık. Mağara dalışlarının çok riskli olması çeşitli işler için çok talep gören en profesyonel dalgıçlarımızı kullanmamızı gerektiriyor ve bu mağara ekibimiz bizim için işlerini defalarca askıya almak durumunda kaldı. Bu iki iptalin ardından ancak sene başında onlarla tekrar dalabileceğiz.

3 hafta önce tatlı su mağaralarının planımızın parçası olmak için işbirliği yapmayacağını farkettikten sonra planımızı Bahamalar’da çekim yapmak üzere değiştirdik fakat tam bu sırada kasırga sezonunun çoktan bittiğini herkesin tahmin ettiği bir noktada birden Sandy kasırgası ortaya çıktı ve hava idare eder halden korkunç bir hale dönüştü birden. Kasırga sezonunda buralarda yaşamış olmayan, özellikle benim gibi Akdeniz havasına alışık kişiler için bu doğal afetin yüzlerce mil uzaktaki yerleri bile nasıl etkilediğini anlamak çok zor ve garip. Bizden çok uzakta Doğu Karayiplerde bu kasırga daha oluşurken burada, Miami’de hava inanılmaz kötü hale gelmişti bile. Kasırga daha Jamaika’dayken dalga boyu 3-4 metreydi ve bize yaklaştıkça dalga ve rüzgar inanılmaz bir hız kazandı. New York’tan ayrılana kadar da burada yağmurlar hiç kesilmedi. Bahamalar’da dalmamız veya seyahat etmemiz mümkün olmadığı gibi bu sırada teknemiz aşırı yağmur ve rüzgardan hasar gördü, sintine pompalarını ve ıslanan benzin enjeksiyon sistemini değiştirmemiz gerekti.

Peki Aquarius? Bu dram devam ederken Aquarius’ta dalışlara devam etmeye çalıştık fakat Aquarius’un da çok sıkı kuralları var malesef. Burada çok az kişiye verilen çekim iznini aldık fakat iznimizin bir şartı çekimleri ancak Aquarius personelinin burayı kullanmadığı zamanlarda yapmak. Fakat kötü havanın dalınabilir günleri epeyce azaltmış olması ve sponsor arayışı içinde olan Aquarius ekibinin devamlı ziyaretçileri olması dalabileceğimiz günlerin çok sayılı olmasına sebep oldu. Kısaca inanılmaz bir negatiflikler zinciri ile üç farklı ülkede farklı dalış yerlerinde çekimler planlarken inanılmaz bir şekilde hemen hemen hiçbirinde dalamıyoruz. Şimdi teknemiz iyi, şartlar yavaş yavaş düzeliyor. Ümid ediyorum ki gelecek hafta dalışlara dönüp çok kısa zaman içinde ikinci bölümümüzü tamamlayabileceğiz. Bizi takip etmeye devam edin.

Hava genellikle bu şekilde gözüküyor bu günlerde.

Hava genellikle bu şekilde gözüküyor bu günlerde.