-8 hafta – Türkiye’de derin dalış antrenman kampı

 
 

Herkese merhaba. Türkiye’den döndük ve bu kadar yıldan sonra birkaç derin serbest dalış yapabilmenin ardından gayet heyecanlıyım. Kaç tane derin dalış yapmış olursam olayım bu dalışların verdiği inanılmaz his asla eskimiyor ve bu seferin ayrıca özel olduğunu hissttim çünkü bu tip dalışları tekrar yapabilme fırsatı bulacağımı zannetmiyordum. Malesef hala biraz hastayım ve antrenman sonrası epeyce yorgunum, bu nedenle kısaca seyahatimiz ile ilgili Rudi’nin yazısında bahsetmediği şeylerden bahsetmeye çalışacağım. Rudi genellikle antrenman ve teknik kısımlardan bahsederken ben deneyimimizin daha kişisel kısmını anlatırım. İşte hikayemiz.

Seyahatimizi 2 hafta olarak planlamıştık, ilk hafta medya aktiviteleri, sponsor ile toplantı ve dalışlardan önce son birkaç detay ile ilgilenmek için ayırmıştık. Annem Ankara’dan araba ile gelip bizimle İstanbul’da buluştu, Türkiye’de çok az zaman geçiriyor olduğum için nerede olursam olayım mümkün olduğunca çok zamanımı çok özlediğim ailemi görerek geçirmek istiyorum. Ayrıca annemin varlığı devamlı dışarıda yağlı yemekler yemekten kaçınıp güzel ev yemeklerinin bolca tadını çıkarmamızı sağlıyor. Saatlerce röportaj ve toplantının ardından akşamlarımızı annemin en iyi arkadaşlarından biri Figen ile, ev yemekleri yiyip harika sohbetler yaparak geçirdik. Hızlı yorucu günlerimize rahatlatıcı bir son oluyordu bu, fakat yinede İstanbul’un koşuşturması ve hava kirliliği sağlığıma hiç iyi gelmedi. Öksürüklerimin asla ve asla kesilmemesi ardından doktor tavsiyesi sonucu dalışlarımızı riske sokmamak için tekrar antibiyotiğe başlamak zorunda kaldım. 5 haftada 4. Kez antibiyotik alıyordum ve o noktada kaslarımın resmen söndüğünü enerji seviyemin çok düştüğünü hissediyordum. Rudi’yle tekrar derin dalışlar yapma konusunda ciddi endişelerimiz oluşmaya başlamıştı. Tüm bunların arasında üzerime özel dalış elbiselerimi yapan Boy-Tech’in sahibi ile buluştum ve 7mm’lik kış elbisemi denedim. Beni çok sıcak tutan ve inanılmaz esnekliği sayesinde rahat nefes alabilmemi ve hareket etmeyi sağlayan bir materyal ile yapılan bu elbise o kadar iyi yapılmıştı ki daha önceki 3mm’lik elbiselerimden bile daha rahattı. Bilmeyenler için derin serbest dalış için dalış elbisesi en önemli malzemelerden biridir, bir yarış arabası için tekerlek gibi önemlidir.

İstanbul’da 4 günün ardından arabamızla Ankara’ya gittik, heyecanla bekleyen babam, ablam ve diğer aile üyelerimizi gördük, Rudi’nin sonuna kadar tadını çıkardığı sonsuz yemekler yedik beraber. Mümkün olduğunca dinlenip toparlanmaya çalıştım ama işin doğrusu pek dinlenemedim. Ankara’da hava İstanbul’dan çok daha iyi değildi, havaların da bir parça soğumuş olması sebebiyle çoğu yerde camlar hep kapalı olmak zorundaydı, bu da yeterince temiz hava solumamızı engelliyor, sağlığımın pek de düzelmemesine sebep oluyordu. Öyleki spor salonunda hafif bir antrenmanın ardından Rudi tüm antrenmanları iptal edip dalışlar için enerjimi toplamak üzere mümkün olan her fırsatta dinlenmemi istedi. Ankara’dayken çok önemli iki işimizi hallettik, biri güvenlik ekibimiz ile tanışmak, diğeri dalış için kullanacağım kızağın son detaylarını halletmekti. Sahibi Asutay Akbayır olan, Türkiye’nin en iyi dalış merkezlerinden biri olan Aquaclub’a gittik ve Asutay’ın güvenlik ekibi için seçtiği 5 diğer dalgıç, Gözde, Derya, Özgür, Ahmet ve İbrahim ile tanıştık. Tüm antrenman dalışlarım ve rekor denemem boyunca koruyucu meleklerim olacak bu dalgıçların ilk defa tamamı Türk, bu da hepimizin haklı olarak çok gurur duyduğu bir konu. Toplantımız iyi geçti, gördüğüm, profesyonellik heves ve çoşkudan çok etkilendim. Denklemimizin en önemli kısmının gayet iyi olduğunu görüp içimiz rahat etti. Ardından kızağımın imal edildiği atölyeye gittik. İyi gözüküyordu, iyi yapılmıştı ve daha büyük palet kutusu yeni Waterway monopaletim için yeterli olacaktı ve büyüklüğüne rağmen korktuğumuz kadar beni yavaşlatmayacaktı. Bu problemlerimizi çözüp son günümü Rudi’nin de 2004’ten beri görmediği ailemle güzel zaman geçirerek değerlendirdik. Annem ve babam bizimle birkaç gün daha geçirmeye karar verdiler ve 2 günlüğüne Bodrum’a geldiler. Bu sayede uçmak yerine arabayla keyifli ve manzaralı bir şekilde Bodrum’a gittik.

Bodrum’da bizi Mutlu Günay karşıladı. Mutlu 1999’daki ilk rekorumdan beri bizimle çalışan, her rekor organizasyonunda koordinator, tekne yöneticisi, güvenlik amiri, kameraman ve “her işi halleden” kişi görevlerinde çalışan eski bir dostumuz. Birşey yapılması ve iyi yapılması gerektiğinde daima Mutlu’ya güveniriz. Geçen haftayı teknemizi “Değişken Ağırlıklaştırma” gibi tatsız ama çok önemli bir iş üzerinde çalışarak geçirmişti. Yani kızağı taşıyacak bir demir kolun tekneye monte edilmesi, dip ağırlığı, kızak, kamera ip gibi 200 kilonun üstündeki sistemimizi çekecek bir ırgat sistemi kurulması. Bundan da zoru dalış için en uygun 200 metrelik bir yeri belirleyip 10 kiloluk tonoz atıp buna şamandıra ve ip baplanması. Bu işin ters gitmemesi için yük taşıyan sal, yüzlerce metre ip, vinç ve çalışacak pekçok kişinin koordine edilmesi gerekiyordu ve ilk denemede iş korktuğumuz gibi ters gitti tabii ki ve tonozu kaybettik. Mutlu’nun hatası yoktu, tonoz işi çok zor ve hata affetmeyen bir iş. O zamana dek 7 tonoz atma operasyonunun 5’i başarısız olmuştu. 3 kez Mısır’da 2 kez Türkiye’de. Kimi ağırlığı taşıyan ip koptu, kimi bozuk sonar derinliği 160 metre gösterirken derinliğin 900 metre olduu ortaya çıktı. Yani kısacası Mutlu yine “tonoz lanet”ine maruz kalmıştı. Ama biz Bodrum’a gelene kadar mucizeler yaratarak, eski dostummuz Erman Akarsu’nun da cömert yardımları sayesinde tonozun hazır olmasını sağlamıştı.

Dalış kısmına gelince, Rudi’nin yazısında yazdığı gibi hava şartları işimizi çok zorlaştırdı ve planladığımız 6 dalış yerine sadece 3 dalış yapabildik. En önemli hedefimiz derin suya tekrar adapte olmak, yeni monopaletim ve dalış elbisem ile tekniğimi geliştirmek ve “deniz forumu” tekrar bulmaktı. Daldığımda hiç ara vermemiş gibi hissettim ama dalışlar bittikten sonra da çok yorgun hissediyordum. Hemen dalışın ardından değil, dalışlar sırasında kaslarım gayet güçlü ve iyiydi ama tekneye dönüp dalış elbisemi çıkarıp oturduğumda kendimi tükenmiş hissediyordum. Haftalarca antibiyotik ve hastalıkla savaşmanın ve iyi antrenman yapamamış olmanın bedelini ödüyordum ama dalmaya devam ettikçe kendimi her geçen gün daha iyi hissettim. Her dalışta kendimi nasıl hissettiğimi, daha ne kadar potansiyelim olduğunu görmeye çalıştım. Yani her dalışın sonunda o dalışta nasıl hissettiğimi değerlendirerek daha ne kadar daha derine dalabilecek olduğumu belirlemeye çalıştık. Fakat sistemimizi optimize etmek zaman ve emek gerektiren bir iş. İniş hızımı artırmak konusunda Rudi’yle hemfikirdim ve bir iki deneme ile ideal hız için kızağın ne ağırlıkta olması gerektiğini belirledik. Fakat kızak o kadar hidrodinamikti ki yaptığımız fizik hesaplarına aksi bir şekilde tahminimizden çok daha hızlı indi. Ağırlığı daha da azaltmamıza rağmen “cehenneme giden ekspres asansör” gibiydi. (Rudi’nin favori filmerlinden biri “Aliens”dan bir söz bu). Bu nedenle kulak dengelemeye yetişmekte zorlanıyordum, üstüne tam atlatamamış olduğum hastalığım da sinüslerimin bir parça dolu olmasına sebep olmuştu. Bu nedenle çıkışta yapmam gerekenlere odaklanmak yerine kulak ağrımla meşgul oluyordum. Fakat dalışlar genel olarak beklediğimden çok daha kolay ve iyi geçti. 92 metreye yaptığım dalış bu derinliğe yaptığım en kolay dalıştı. O gün kesinlikle daha 20 metre daha derine dalabilirdim. Hastalıklar ve bu kadar zayıf hissetmemin ardından bu dalışlar zor gelseydi bunu anlayışla karşılardık ama dalışların bu kadar kolay geçmesi umduğumuzun ötesinde harika bir sonuç. Dalışlarımızı hastane sponsorumuz Özel Bodrum Hastanesi’nde detaylı bir sağlık kontrolü ile sonlandırdık.

Serbest dalış güvenliği için dalmak yeni beceriler geliştirilmesi gereken çok ayrı bir dalış tipidir. Bu dalış kampının bir diğer hedefi güvenlik ekibimiz ile çalışmamızı optimize edebilmemizdi. Beraber yaptığımız çok keyifli ve başarılı çalışma sonucunda Aralık ayı için ekibimizin %100 hazır olduğu konusunda hiç şüphem yok. Ekibin her gün gece geç saatlere kadar, akşam yemeğini teknede sandviçlerle geçiştirerek epeyce de serinlikte ertesi günün dalışı için karışım gazları hazırlamaları, dalış planı yapmaları büyük bir özveri ile çalışmaları gerekiyordu. Elimizden geldiğince, düzenlerini bozmadan tekneye uğrayıp vakit geçirmeye çalıştık. Serbest dalış her ne kadar bireysel bir spor gibi gözükse de ekibin her üyesinin aynı miktarda çalışması gereken bir takım çalışmasıdır, bu ekiple de rekoru başarmak için gereken herşeye sahip olduğumuza inanıyorum. Kısacası Rudi’nin dediği gibi son 4 haftamız boyunca antrenmanda ne yapmamız gerektiğini şimdi gayet iyi biliyoruz. Sağlığımı tekrar tamamen kazanabilirsem ve hava Aralık’taki planlarımızı çok aksatmazsa rekoru kırabileceğime inanıyorum. Her ne kadar işin en zor kısmı önümüzdeyse de gayet pozitif ve ümitliyim. Bakalım ne olacak…

Comments are closed.