Ekim, Bodrum, 3. Bölüm: Yasemin için dalışsız geçen ilk iki gün kendi kendine dalan güvenlik ekibi

 
 

26 EKİM 2009

Bir önceki yazımda bahsettiğim fırtına ve sağanak yağmur altında teknemizi yerleştirdik ve iç çamaşırlarımıza kadar sırılsıklam olmuş bir şekilde otelin resepsiyonuna doğru yola çıktık. Yasemin ile telefon irtibatındaydık ve bizi bir toplantı için resepsiyon yanında bulunan toplantı mekanımıza davet ediyordu.

Hızla odalarımıza gittik, kurulandık ve kuru bir şeyler giyerek toplantıya yetiştik. Toplantının amacı Rudi ‘nin bize Yasemin ‘in güvenliği ile ilgili bahsetmek istediği hususları aktarması ve kısa bir teorik sunumdu. Bu toplantıda dalışın en derin noktasında ve yüzeye gelirken oluşabilecek riskler konuşuldu ve tam olarak neler yapmamız istendiği anlatıldı. Benim dalış amiri olarak daha önce 2008 yılında Yasemin ile birlikte Türkiye ‘de bir serbest dalış kursu düzenlemiş olmam ve bu kurs esnasında FREE nin Güvenlik Dalgıcı eğitimini bitirmiş olmam bir avantajdı, istenenleri oldukça net anlayıp gözümde canlandırabiliyordum. Ancak o güne kadar tüplü dalgıçları kurtarmak üzere eğitim almış olan ekibim için anlatılanlar oldukça yeni ve enteresandı… Zevkli bir sohbetin ardından havanın açmaya başladığını fark ettik ve acil olarak (hava kararmadan) kaptanı telefonla arayarak en azından köyün ters tarafındaki diğer iskeleye yanaşmasını rica ettik. Böylece Yasemin ve Rudi de yaptığımız hazırlıkları görmek ve kendi malzemelerini tekneye yerleştirmek fırsatını bulacaklardı. İkna olan kaptanımız hava kararmasına bir saat kala iskeleye yanaştı.

Ertesi gün dalış yapılacaktı. Yasemin ilk dalışını 75 mt. ye yapmaya karar verdi. Biz de derhal ekip olarak ertesi günün dalış planını yapmaya karar verdik. Ben ve Gözde 75 mt. de, Derya 60 mt. de, Özgür 45 mt. de, Ahmet 30 mt. de, İbrahim ‘de 15 mt. de konumlanacaktık. Derhal dizüstü bilgisayarlarımızı açtık, teknenin jeneratörünü çalıştırdık ve tüplerimize uygun oranlarda helyum ve oksijen aktardıktan sonra dolum ve analizlerini yaparak ertesi günkü dalışa hazır hale gelme gayreti içerisine girdik. Ancak teknenin jeneratörü ve elektrik sistemi Ankara ‘dan bin bir güçlükle taşıyarak getirdiğimiz kompresörlerimizin gücünü kaldırmıyor ve 10 dakikada bir sigortalar atıyordu. Bu bizim için beklenmedik bir durumdu ancak sürekli kompresörlerin başında bekleyip her sigorta attığında tüplerin vanalarını kapatıp, drenaj yapıp tekrar start vererek bu işin de üstesinden gelmeyi başardık. Teknik dalışla uğraşanlar bilirler, gaz karışımlarının nihai analizleri dolumdan saatler sonra yapılmalıdır ancak o zaman gazların birbirlerine ideal ve homojen bir şekilde karıştıklarına emin olunabilir. Dolayısıyla gece yarısı olduğunda dolumlarını henüz tamamlayabildiğimiz tüplerimizi analiz etmedik ve ertesi sabah umduğumuzu bulmak ümidiyle tekneyi yorgun ve üşümüş olarak terk ettik. Akşam yemeğini kaçırmıştık ancak teknede olmak, denizde olmak, gazları hazırlamak, ertesi gün yapılacak 75 mt. dalışını gözümüzde canlandırmak bizim için yeterli enerjiyi sağlıyordu… Odalarımıza çekildik.

27 EKİM 2009

Ertesi sabah planlandığı gibi saat tam 08:30 da teknede buluştuk. Gazlarımızı analiz ettik ve %1 hata bile olmadığını görmek bizi oldukça sevindirdi. Bu kargaşada ve sürekli kesilen elektriğe rağmen gece karanlığında yaptığımız gaz dolumlarının tuttuğunu görmek ekip için gurur vericiydi…

Biraz sonra Yasemin ve Rudi de tekneye geldiler. Tekne dalış bölgesine doğru hareket etti ve yol boyunca dalış esnasında neler olabileceği, sualtı kamerasının nasıl devreye sokulacağı, Yasemin ‘in dalışı ardından kızak sisteminin kaldırma balonu ile nasıl yukarı getirileceği vs. konuşuldu (ki kızak sisteminin dipten kaldırma balonları ile yüzeye getirilmesi görevi de bizim için yeni, beklenmedik ve enteresan bir deneyim olacaktı)… Bu arada en dipteki dalgıçtan başlayarak tüm dalgıçların bir üstteki dalgıca kolları ile OKEY işareti yapması gerektiğini böylece yüzeyde bekleyen Rudi nin her şeyin yolunda olduğunu anlayacağını öğrendik.

Heyecanlıydık, derhal kuşandık ve dalış bölgesine vardığımızda dalışa aç ve sabırsızlıkla bekleyen bir teknik dalış ekibi olarak suya atlamaya hazırdık.. Suda çok hafif bir dalga vardı ancak bu dalgalar asla ve asla “büyük” değildi. Her nasılda teknenin arkası anormal bir şekilde sallanıyordu. Yasemin ‘in dalışını gerçekleştireceği kızak sistemi suya çarpıp duruyordu. Hiç birimiz bu duruma anlam veremiyorduk. Ancak sanırım tekne ile ilgili bir dengesizlik söz konusuydu.

Yasemin bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, Rudi talimatlar veriyor, kaptan çayını yudumluyor, biz de suya atlamak için komut bekliyorduk. Ancak komut bir türlü gelmiyordu. Hepimiz ve Yasemin dalışa hazırdık ancak Rudi nin suratı hiç hoş değildi. Suya çarpa çarpa eğrilmiş olan kızak sistemini göstererek “dalış iptal” dedi. Ancak bu “iptal” Yasemin için geçerliydi. Biz teknik dalış ekibi dalışımızı iptal etmedik ve tatbikat amacıyla 75. mt dalışımızı gerçekleştirdik. Bu esnada tatbikatın gerçekçi olabilmesi için Yasemin ‘i 75 mt. derinlikte bekledik, gelmiş gibi yaptık ve dekompresyonlarımızı yaparak yüzeye geldik. En sonunda ıslanmıştık ! (Yağmur hariç )… Yasemin ise kampın ikinci gününde de dalamamıştı. Hemen kurulandık ve Bodrum sanayi bölgesine doğru yola çıktık. Kızağın tamir edilmesi, kırılan parçaların yenilerinin alınması ve bizim de güvenlik ekibi olarak kendimize 200 metrelik bir ip almamız gerekiyordu. Zira dekompresyon beklemelerimiz için gerçek bir dalışta Yasemin ‘in iniş ipini kullanmamız sakıncalı olabilirdi.

Bodrum merkeze doğru yola çıkıldı… Yasemin ‘in işlerinin biraz daha yolunda gitmesi ve artık daha az aksilik yaşanması hepimizin ortak dileğiydi. Amerika’dan derine dalmak için bunca yol gelip, bunda masrafa girip hala dalamamış olmak Yasemin için hiç hoş bir durum değildi… Ve ertesi gün Cumhuriyetimizin 86. yılı onuruna 86 metreye dalış gerçekleştirilecekti…. Basın mensupları çağırılmış ve karar verilmişti… Dönüş yoktu … Ve biz hala Yasemin ile gerçek bir antrenman dalışı gerçekleştirememiştik.

Asutay AKBAYIR

( Yakında : 28 Ekim 2009 dalışımız bu sayfada )

Comments are closed.