Proje Günlüğü – 16 Şubat 2013: “Dünyanın Merkezine Seyahat”

 
 

Sevgili dostlar,
Son yazımızdan beri biraz zaman geçti. Notlarımızı takip ettiyseniz Kuzey Florida’da burayı meşhur eden mağara ve pınarlarda daldık, döneli biraz oldu ama şimdiye dek yazımızı yazacak fırsatı bulamadık. Fakat bu müthiş yolculuktan bahsetmeden önce “Dünyanın İnanılmaz Dalışları” belgeselimize ait youtube videolarımızı seyreden ve paylaşan herkese çok teşekkür ediyoruz. Bu iki video ağır ağır ama kesin adımlar ile ivme kazanmaktaydı ve şu an ikisi neredeyse 30bin izlenime ulaştı. İzleyicilerin tümünden çok olumlu ve motive edici yorumlar aldık ve hem izlemesi keyifli hem de önemli mesajımızı ulaştırabilen görüntüler hazırlayabildiğimiz için çok mutluyuz. Desteğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Şimdi Florida Springs’e geleyim. Nasıl büyülü, etkileyici ve muhteşem bir yer!!! Böyle birşey daha önce hiç görmemiştim ve tahminlerimden çok daha güzel çıktı. Gainesville şehrinin kuzeyindeki dünyanın en büyük yeraltı su havzalarından biri olan bu bölgeye seyahat ettik. Doğal yeraltı kanalları pınarları ve nehirleri besliyor, kilometrelerce mağara ve tünellerden oluşan bir labirenti andırıyor. Buradaki sistem 3 büyük nehri ve 600’den fazla pınarı beslemekte. Bu pınarlardan en meşhuru Ginnie Springs bu hafta bizim harekat üssümüzdü, buradan yola çıkarak Şeytan sistemi diye bilinen bölgeyi ve Santa Fe nehrini keşfe çıktık. 60 yıl önce Cousteau Ginnie’yi ziyaret ettiğinde tarifi “sonsuz görüş” imiş ve çok haklıymış. Suyun netliği olağandışı, dalgıçlara havada asılıymışsınız izlenimini veriyor. Pınar ve nehrin güzelliğini tarif etmek zor, gördüğüm herşeyden çok farklı. Hayatım boyunca denizde dalan biri olarak, bu pınarların toprak, çamur ve çirkin bitki ve hayvanlarla dolu olacağını tahmin etmiştim ama hiç öyle değildi. Tüm bölge bir karst yatağı, yanı yeraltı suyu üzerindeki kayaları eritmiş ve bu pınar ve nehirler toprak ve çamur yerine mükemmel şekle sahip bir kum ile dolmuş. Bu yerler milyonlarca yıl önce nasıl görünüyorsa hala öyle görünüyor, hiçbirşey değişmemiş sanki ve dolayısıyla oldukça eşsiz ve ruhsal bir deneyim bu benim için.
Mağaralar gerçekten inanılmaz, güzelliğine denk tek şey tehlikesi. Bazı diğer mağaralarda görülen keskin, kılıç benzeri şekillere sahip kayalar yerine bu mağaralar yumuşak ve pürüzsüz hatlara sahip. Kayaların bu hatları bana Kapadokya’yı andırdı. Yumuşak hatları sebebiyle daha az tehlikeliler ve özellikle dalış elbiselerimiz için daha zararsızlar ama içinde kaybolmak veya biryere sıkışmak her mağarada olduğu gibi gayet büyük bir tehlike. Haftamızın ilk iki gününü bu sistemleri keşfederek, bölge anatomisini öğrenerek ve çekimler için iyi yer ve açıları belirleyerek geçirdik. Güvenli, tehlike ve engellerin en az olduğu dalış rotalarını belirledik ki gerekirse rahatça yüzeye dönebileyim. Burada dalgıçlardan hava desteği almam gerekeceğini zannediyordum ama iyi bir planlama sayesinde buna gerek kalmadı. Bu mağaralarda dünyanın en üst düzey mağara dalışı eğitimleri yapılıyor ve hergün pekçok dalgıç buraları keşfe çıkıyor. Kimi zaman çekimlerimizi rahatça yapabilmek için beklememiz, yalnız kalabilmek için planlarımızı değiştirmemiz gerekebiliyordu. Bu nedenle sualtında geçirmeyi tahmin ettiğimiz süre iki veya üç katına çıkabiliyordu. Su da soğuk olduğu için zordu bu ama önemli bir sorun olmadı. Şimdilik fotoğrafların tadını çıkarın, videomuz çok yakında hazır olacak!

CavePhotos0CavesPhoto3CavesPhoto5CavesPhoto6

Comments are closed.