Archive for the ‘Haberler’ Category

Düşünceler…

 
 

Son zamanlarda buraya az yazar oldum. Türkiye’de olan bitenler varken günlük hayatımdan birşeyler yazasım gelmiyorum içimden. Hergün insanlık ile ilgili beni daha çok kızdıran, hayal kırıklığına uğratan şeyler okuyor, şahit oluyorum. İnsanoğlunun %99.999’unun ne kadar geri kafalı, bencil, cahil ve diğerlerine karşı saygısız olduğuna inanamıyorum. Bu sadece Türkiye’de olanlardan değil fakat hergün her çeşit kötülüğe şahit oluyorum. Bunlar komşularımın her hafta birkaç kez dolup taşan çöp kutularından –ki bu nasıl düşüncesiz bir tüketimin var olduğunu gösteriyor-, dikkati dağınık bir şekilde telefonları ve benzer şeyler ile meşgul olarak araba kullanan, benim ve çocuklarımızın hayatını düşüncesizce riske atan kişilerden, “insanların ev almalarına yardımcı oluyoruz” diyebilecek yüzsüzlükte bankaların faizler ile evi alan kişiden evin 3 katı fiyat almasından, hatta, aralıksız bir şekilde yenilikçi, zeki çalışanları işe almayıp, ortalama beceriye sahip, ileri görüşü hiç olmayan kişileri ödüllerinden iş yerlerinden, hasta insanlar üzerinden fayda sağlamaya çalışan asla ve asla %500’den aşağı kar kabul etmeyen tıbbi işletmelere kadar. Beni böyle rahatsız eden şeylere daha sonsuz örnek verebilirim. Kısacası insanlara inanılmaz derecede kızgınım daha da kötüsü insanlık ile ilgili hayal kırılığı içindeyim. Bu düş kırıklığı beni heves ve enerji dolu, pekçok şey yapma, insanlarla paylaşma isteği içindeki genç bir sporcudan yavaş yavaş paylaşma ve bir fark yaratma isteği gittikçe azalan bir kişi haline getirdi. Bunun üstüne Türkiye’deki gelişmeler (gelişmemeler) beni çok üzüyor. Daima bir Türk olmaktan gurur duydum. Gelişmiş, özgürlüğüne sahip ileri görüşlü medeni bir ülkenin vatandaşı olmaktan ve şimdi kısa bir süre içinde Türkiye’de büyük azınlık olduğunu düşündüğüm insanlar, insanlığın en kötü yanlarını öne çıkarmayı ve ülkeyi geriletmeyi, bu yıllarca emek ve kan ile elde edilen büyüklüğü yok etmeyi başarmaktalar.

Bu şekilde yıllardır kendimce ve herşeyden uzak bir hayat yaşıyorum. İnsanlarla ilişkilerim sadece saygı ve sevgi duyduğum ufak bir grup yakınlarım ile sınırlı. Tanımadığım insanlarla sosyal etkinlikler, iş ve projeler aracılığıyla ilişkilerimi minimumda tutuyorum. Bu şekilde de kendimi bir derece onarmayı ve daha mutlu ve huzurlu olmayı başardım. Fakat tabii bu mutluluk ancak bir yere kadar. Hergün bu üzücü tablo karşımda ve bu yıl tüm bunlara ek olarak, çevre temalı dalış belgeselimiz üzerinde çalıştık ve bu üzücü tabloya beni son derece büyüleyen sualtı güzelliklerinin tahminimden ne kadar daha hızlı bir şekilde yok oluyor olduğu gerçeği eklendi. Buna Türkiye’de olanlar, ülkenin tüm iyilerinin ve Türkler diye tanıyıp inandığımız herşeyin gözlerimizin önünde yok oluyor olması eklendi. İnsanlar gittikçe kötüleşiyorlar çünkü şu yaşadığımız zaman ve dünyada Darwin kanununa göre elimine edilmesi gereken insanlar, cahil insanların desteği ve sıradanlığın bu derece ödüllendiriliyor olması sayesinde her geçen gün daha zengin ve daha güçlü oluyor.

İşte bu motivasyonsuzluk içindeyken sonra anne oldum. Önce bir ufacık bebeğim vardı ve bu bebekle olan büyülü bağlantı bu rezil dünyadan beni uzak tuttu. Ama sonra kızım büyümeye ve hayatım bana geri dönmeye başladı ve bana ümit ve enerji veren yeni birşey farkettim. Bu çocukların nasıl bir iyilik, sevgi ve mutluluk arayışı içinde doğdukları, nasıl olumlu veya olumsuz yöne çekilebilecek bir potansiyele sahip oldukları. Yetişkinler için harcanan emeklerin çoğu boşa giderken bir çocuk için harcanan en ufak bir emek, verilen sevgi veya mutluluk, ya da dünyalarına kattığınız bir tutam yaratıcılık 1’e 10 oranında size geri dönüyor. Bu ufak eforlar onları daha iyi birer insan yapıyor ve bir çocuğun hayatında en büyük rolü oynayan bir anne baba örneğinde olduğu gibi iyi bir ebeveyn olarak bu emeği düzenli bir şekilde verirseniz kesinlikle bu %99.999’dan farklı bir insan yetişecektir ve ünlü filmdeki 300 spartalı gibi bir iyi yetiştirmiş eğitimli kişi diğerlerinin pek çoğuna bedeldir. Hergün kızım Lara’yı anaokuluna bırakırken orada kalıp o sevgi dolu saf yürekli çocukları bütün seyredesim geliyor. Ne kadar ufak bir şeyin onları nasıl mutlu ettiğini görüyor bundan inanılmaz bir enerji alıyorum. Bu beni sadece kendi kendine, yakınlarıyla ve doğa ile mutluluk bulabilen birinden, tekrar birşeyler yapmak paylaşmak isteyen birine dönüştürdü ama bu sefer çocuklar için. Artık gelecek projelerimi, çalışmalarımı çocuklar için bir fark yaratma hedefi ile planlamak istiyorum. Hayatlarına bir zenginlik katmak, içlerindeki keşif duygusunu, macera aşkını uyandırmak, dünyamızı sevmelerine ve daha iyi birer birey olmalarına katkıda bulunmak istiyorum. Tutkularını bulmalarına yardım etmeyi ve başarılı insanlara saygı duymanın iyi görünüş, para ve üne sahip kişileri idolize etmekten ne derece daha iyi olduğunu göstermeyi istiyorum. Eminim ki Lara ve gelecek nesillerin daha iyi bir dünyada yaşaması için tek umudumuz bu.

Dünyanın İnanılmaz Dalışları, 3. Bölüm – Diğer Mavi, Mağarada Serbest Dalış 2

 
 

Dünyanın İnanılmaz Dalışları, 3. Bölüm – Diğer Mavi, Mağarada Serbest Dalış 1

 
 

Proje Günlüğü – 16 Şubat 2013: “Dünyanın Merkezine Seyahat”

 
 

Sevgili dostlar,
Son yazımızdan beri biraz zaman geçti. Notlarımızı takip ettiyseniz Kuzey Florida’da burayı meşhur eden mağara ve pınarlarda daldık, döneli biraz oldu ama şimdiye dek yazımızı yazacak fırsatı bulamadık. Fakat bu müthiş yolculuktan bahsetmeden önce “Dünyanın İnanılmaz Dalışları” belgeselimize ait youtube videolarımızı seyreden ve paylaşan herkese çok teşekkür ediyoruz. Bu iki video ağır ağır ama kesin adımlar ile ivme kazanmaktaydı ve şu an ikisi neredeyse 30bin izlenime ulaştı. İzleyicilerin tümünden çok olumlu ve motive edici yorumlar aldık ve hem izlemesi keyifli hem de önemli mesajımızı ulaştırabilen görüntüler hazırlayabildiğimiz için çok mutluyuz. Desteğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Şimdi Florida Springs’e geleyim. Nasıl büyülü, etkileyici ve muhteşem bir yer!!! Böyle birşey daha önce hiç görmemiştim ve tahminlerimden çok daha güzel çıktı. Gainesville şehrinin kuzeyindeki dünyanın en büyük yeraltı su havzalarından biri olan bu bölgeye seyahat ettik. Doğal yeraltı kanalları pınarları ve nehirleri besliyor, kilometrelerce mağara ve tünellerden oluşan bir labirenti andırıyor. Buradaki sistem 3 büyük nehri ve 600’den fazla pınarı beslemekte. Bu pınarlardan en meşhuru Ginnie Springs bu hafta bizim harekat üssümüzdü, buradan yola çıkarak Şeytan sistemi diye bilinen bölgeyi ve Santa Fe nehrini keşfe çıktık. 60 yıl önce Cousteau Ginnie’yi ziyaret ettiğinde tarifi “sonsuz görüş” imiş ve çok haklıymış. Suyun netliği olağandışı, dalgıçlara havada asılıymışsınız izlenimini veriyor. Pınar ve nehrin güzelliğini tarif etmek zor, gördüğüm herşeyden çok farklı. Hayatım boyunca denizde dalan biri olarak, bu pınarların toprak, çamur ve çirkin bitki ve hayvanlarla dolu olacağını tahmin etmiştim ama hiç öyle değildi. Tüm bölge bir karst yatağı, yanı yeraltı suyu üzerindeki kayaları eritmiş ve bu pınar ve nehirler toprak ve çamur yerine mükemmel şekle sahip bir kum ile dolmuş. Bu yerler milyonlarca yıl önce nasıl görünüyorsa hala öyle görünüyor, hiçbirşey değişmemiş sanki ve dolayısıyla oldukça eşsiz ve ruhsal bir deneyim bu benim için.
Mağaralar gerçekten inanılmaz, güzelliğine denk tek şey tehlikesi. Bazı diğer mağaralarda görülen keskin, kılıç benzeri şekillere sahip kayalar yerine bu mağaralar yumuşak ve pürüzsüz hatlara sahip. Kayaların bu hatları bana Kapadokya’yı andırdı. Yumuşak hatları sebebiyle daha az tehlikeliler ve özellikle dalış elbiselerimiz için daha zararsızlar ama içinde kaybolmak veya biryere sıkışmak her mağarada olduğu gibi gayet büyük bir tehlike. Haftamızın ilk iki gününü bu sistemleri keşfederek, bölge anatomisini öğrenerek ve çekimler için iyi yer ve açıları belirleyerek geçirdik. Güvenli, tehlike ve engellerin en az olduğu dalış rotalarını belirledik ki gerekirse rahatça yüzeye dönebileyim. Burada dalgıçlardan hava desteği almam gerekeceğini zannediyordum ama iyi bir planlama sayesinde buna gerek kalmadı. Bu mağaralarda dünyanın en üst düzey mağara dalışı eğitimleri yapılıyor ve hergün pekçok dalgıç buraları keşfe çıkıyor. Kimi zaman çekimlerimizi rahatça yapabilmek için beklememiz, yalnız kalabilmek için planlarımızı değiştirmemiz gerekebiliyordu. Bu nedenle sualtında geçirmeyi tahmin ettiğimiz süre iki veya üç katına çıkabiliyordu. Su da soğuk olduğu için zordu bu ama önemli bir sorun olmadı. Şimdilik fotoğrafların tadını çıkarın, videomuz çok yakında hazır olacak!

CavePhotos0CavesPhoto3CavesPhoto5CavesPhoto6

Dünyanın İnanılmaz Dalışları, 2. Bölüm – Aquarius: Freediving the Dream

 
 

Proje Günlüğü – 17 Aralık 2012: 2012 yılı ile ilgili düşünceler…

 
 

Sevgili dostlar,
DSC_16992012’nin neredeyse sonuna geldiğimize inanamıyorum, Cantek ile neredeyse bir sene önce bu projeye başlamak üzere anlaştık ama sanki sadece birkaç ay evvelmiş gibi geliyor. Bu proje benim için yaptığım diğer çalışmalardan çok farklı idi. Dünya Rekorları söz konusu olduğunda aylarca aralıksız robot gibi antrenman yapar, dünyaya, olan bitene bakacak pek fırsat bulamaz sonra 2 haftada kasırga gibi bir tempoda dalışları rekor denemesini tamamlayıp projeyi sonlandırırdık. Bu projede ise daha önce gözümden kaçabilen pekçok büyük küçük olayı gözlemleyebiliyorum. Attığımız her adımı etkileyen olayların bu proje ile ilgili son derece yavaş yol almamıza sebep olması oldukça moral bozucu idi ama diğer yandan bir nefes alıp gelişen durumları görmek, dünyamızı ve herşeyden önemlisi kendimizi tanıyabilmek güzeldi. 2012’de gözlemlediğim birkaç şey şunlar:

Okyanuslarımız ölüyor
Artık inkar etmek mümkün değil, bu kabul etmemiz gereken kötü bir gerçek. Daldığımız heryerde sualtı yaşamı inanılmaz bir şekilde azalmış ya da yok olmuş durumda. Gezegenimizin %75’ini denizlerimiz kaplıyor ise ve biz bunu bu derece yok edebildiysek, okyanuslar bizi koruyan bir filtre görevi göremediği zaman bizim yaşadığımız çok daha küçük alanı tüketmemiz ne kadar sürecek? Dahası…

Küresel ısınma bir gerçek ve hava olayları kötü yönde değişmekte
Gezegenimiz her geçen gün daha sıcak bir hale geliyor, bu da okyanuslardaki hayattan dağların sağlığına, atmosferin kalitesine dek pekçok şeyi etkiliyor. Isınan hava sebebiyle kasırgalar hızla artıyor. Birkaç yıl önceye kadar çok net hava olayları, dönemleri vardı. Örneğin ilkbahar yağmurları, sıcak güzel havalı yaz mevsimi ve sakin denizli kış ayları. Bu normlar belki milyonlarca yıl devam etti. Fakat artık bunu söylemek mümkün değil yaz, sonbaharın kış ile çakışması sonucu kış aylarında dinmek bilmeyen fırtınalar oluyor. Baharda yeterince yağmur yağmıyor ve gezegenimiz bu değişimlere tahmini zor ve tatız bir şekilde cevap veriyor. Ama…

İnsanlar umursamıyor
Pekçok bilimadamı ve çevreci insan bu durum ile ilgili çaresizliğe kapılıyor fakat insanlığın çok büyük bir yüzdesinin hiç umrunda değil bu. Fakir ülkelerde insanlar hayatını sürdürebilme derdi ile savaş vermekle meşgul, zengin ülkelerde de insanlar hayatlarının materyalist kalitesini artırmakla meşgul. Kısacası ya bilinçsizlik ya eğitimsizlik sonucu gelecek nesilleri nasıl bir gezegenin beklediği umarlarında değil. Burada amacım alay etmek değil, gerçekçi olmak. Benim gibi pekçok kişi çevre sorunları ile ilgili seminerler düzenliyor ama her geçen gün daha az insan bunlara katılıyor. Bu tip amaçlara pekçok sponsor olan firma varken artık firmalar da bu tema ile eskisi kadar ilgilenmiyor çünkü dünyamızı kurtarma temasının modası geçti, eski haber oldu bu. Ben bu amaç için savaşmaya, gezegenimizi ve denizlerimizi kurtarmaya çalışmaya devam edeceğim ama acaba bu savaşta başarılı olabilecek miyim? Bu sebeple…

Keşif ve Macera filmlerinin neredeyse soyu tükendi
Bu konuya ilginin azalması sonucu üzerinde çalıştığımıza benzer filmlere ilgi azaldı. Projemize ilgi yüksek ama yıllar öncesine oranla bu temalarla ilgilenen insan sayısı çok daha az. Discovery Channel, National Geographic gibi büyük kanalların profiline bakarsanız programlarının çok büyük bir çoğunluğunun keşif ve macer ile ilgisi olmadığını, “Reality TV”nin genel içeriği oluşturduğunu görebilirsiniz. Yaptığımız tipte çalışmaların gerektirdiği, malzeme, personel ve ulaşması zor yerlere seyahatlerin gerektirdiği çok yüksek maddi manevi emek düşünüldüğünde yaptığımız bir risk aslında. Ancak…

Yaptıklarımız hala fark yaratıyor
Çoğunluk umursamadığı için izlediğimiz yoldan çıkmamamız çok önemli. Pekçok kişi hala söylediklerimize ve izlettiklerimize değer veriyor. Bu nedenle bu tip programlar yapılmaya devam edilmeli. Bu bizim manevi ve ahlaki görevimiz. Yaptığımız şey zor, riskli veya dönüşü az diye yapmaktan vazgeçmemeliyiz. Hala Cantek gibi mesajımızı insanlara taşımaya ve şirket olarak da yaptıkları ile bir fark yaratmaya kararlı firmalar var. Discovery veya National Geographic gibi devler daha çok reklam satabilmek için daha az önemli konulara konsantre olmayı tercih etse bile. Çok şükür herşeyin para anlamına geldiğini düşünmeyenler hala var. Bu nedenle…

Mükemmeliyetçilik önemli
Karşılaştığımız, projemizi geciktiren problemler sonucu kolay ulaşılabilen, kolay çekilebilen, nadir olmayan canlılar içeren bölümleri hızlıca hazırlamak yerine asıl amacımızı takip edip eşsiz yerleri ve canlıları görüntülemeyi seçiyoruz. Discovery ve National Geographic’deki sualtı programlarının çok büyük bir kısmının konusunun köpek balıkları olduğunu görebilirsiniz. Bahamalar’a son seyahatimizde 5 ayrı film ekibi köpek balığı çekimi yapıyor etraftaki çok eşsiz pekçok canlıyı umursamıyordu. Amacımız hergün televizyonda gördüğümüz ve bıktığımız sualtı programları yerine eşsiz sahneler ve yerleri paylaşabilmek. Mükemmeliyetçi olmak zor ama bizim için kabul edilebilir tek çalışma şekli bu. Belgeselimizin adı “Dünyanın İnanılmaz Dalışları” ve amacımız bundan aşağı birşey göstermemek. Ve son olarak…

Sabır en değerli meziyettir
Projemizde yavaş yol almak moral bozucu idi fakat bundan etkilenmek çok daha kötü olurdu çünkü negatif enerji yapılan herşeye yansıyor. Herkes için her alanda geçerli olmak üzere, sabırlı olmak, pozitif kalmak ve bu huzur ve pozitif enerjiyi işe yansıtmak, yaptığın şeyin tadını çıkarmak başarı için şart. Acele içinde iken sabır ile hareket etmek her zamankinden daha önemli.
Çok yakında ikinci bölümümüzü yayınlayacak ve “Mağaralar” bölümü ile ilgili çekim günlüklerimizi ve notlarımızı paylaşmaya başlayacağız. Bu inanılmaz görüntüleri paylaşmayı dört gözle bekliyorum…

Proje Günlüğü – 29 Kasım 2012: “Dışarıdan birinin gözüyle Aquarius”

 
 

Varlığı artık reddedilemez küresel ısınmanın sonucu olarak 2012 yılının ilk aylarında karşılaştığımız gibi bir korkunç hava süreci yine başladı, bitmek bilmeyen bir şekilde devam ediyor. Bu denizlerde hayatı boyunca dalan Rudi Kasım-Ocak aylarında denizin ne kadar sakin ve güzel olduğunu söyler hep. Ama bu örneği verdiği yıllarda kasırga sezonu en geç Eylül ayında bitermiş. Oysa son yıllarda Kasım’a kadar devam ediyor. Kasırganın dinmeye başladığı aylar da havanın soğuduğu döneme denk gelince bir dinmez fırtına hali oluşuyor. Sandy kasırgasından 1-2 hafta önce başlayan kötü hava bir türlü dinmedi, her gün dalamadığımızın üzüntüsü, projemizi devam ettiremediğimizin sıkıntısı ile hiç ümit verici olmayan hava tahminlerini takip edip durduk. Nihayet Salı günü rüzgar ve dalga kabul edilebilir bir seviyeye düştü. İdeal bir seviye hiç değil ama kendimizi biraz zorlayıp dalabileceğimiz bir hava kesinlikle. Ancak iyi hava tahmini son anda ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıktığı için ekip üyelerimizin bize katılması mümkün olmadı fakat kalan çekimlerimiz için fazla bir desteğe de ihtiyacımız olmadığı ve riskli bir dalış olmadığı için ikimiz gitmeye karar verdik. Bu sırada çok iyi bir dalgıç ve denizci olan annem bizi ziyaret etmekteydi. Hem bir sualtı aşığı olması, hem de çocukluğumdan gelen Aquarius rüyalarımı en iyi bilen ve paylaşan kişi olması sebebiyle burada beraber dalmayı çok istiyordum. Rudi’yle çekimlerimizi tamamlamak üzere bir dalış yapıp ardından annemle ikinci bir tüplü dalış yapmak üzere plan yaptık. Bu haftaki yazımızı annemin kaleminden okuyabilirsiniz.
Yasemin Dalkılıç

Şeyma Dalkılıç:

“Bugün Miami’ye geleli bir ayı geçti. Geldiğimden beri Sandy kasırgası’nın geçip gitmesini, Sandy’nin marinada yaptığı hasarın tamirini ve bütün bunlar olurken bir gün bile kesilmeden devam eden fırtınanın dinmesini bekledik durduk. Nihayet deniz bir günlüğüne düzgün olacak dediler, bu sabah erken yola çıktık. Marina evden 1.5 saat kadar uzakta. Gider gitmez dalış kulübünden bana bir elbise uydurup malzemeleri yükledik, bu kismi felaket bir sey; devasa kameralar, sualtı scooter, dalış malzemeleri, tüm bunlar teknede muhafaza edilen diğer aletlere eklendi ve palamarı çözdük. Aquarius marinaya fazla uzak değil. Kisa sürede açık denize çıktık, sakin deniz buysa ben de ne olayim! 350 beygirlik iki motor çalışıyor tekne bir göğü bir denizi görüyor, denize her vurduğunda yerimden fırlayip geri vuruyorum, daha dalmadan oraya buaraya asılmaktan kollarım koptu! Nihayet Aquarius’un üstündeki yapıyı ve etrafındaki tonozları, işaret şamandıralarını gördük, o dalgada tonoza bağlanabilmek icin yarım saat uğraştık ve bağlandık. Hemen bir Sahil Güvenlik teknesi bitti yanımızda, resmi iznimiz olduğunu, amacımızı anlattık, kontrol etti, ikna oldu ve gitti. Belli ki kimseleri daldırmıyorlar buraya. Çok imtiyazlı bir dalış yapacağımdan iyice emin oldum :). Nasıl dalacağım da şüpheli ya, kaç sene olmuş dalmamışım, acaba hatırlar mıyım ki.. Üstelik malzemem de toplama, bir tek BC ve regulator bana ait, hoş kaç yıldır kullandığım BC ile de şişmanladığım için rahat edemediğimi gördüm ya sonradan. Üstelik ayaklarım ufak, dizim ameliyatli, ağır uzun dalış paleti kullanamam, bulduğum en ufak palet ayağıma büyük geldi, ancak haftaya kayağa gittiğimizde giyeceğim kalın yün çoraplarımla uydurabildim, :) Yani görülmeli bir kılık!

Bağlandık bağlanmaya da tekne anlatılmaz bir şekilde sallanıyor. Yani benim bildiğim tekne ya iki yana yalpaya düşer ya da ileri geri inip kalkar, bu kendi etrafında aralıksız dönerken her dört yöne de felaket şekilde sallanıyor. Vaktiyle çocukları Lunaparkta Balerin mi Dansöz mü, bir alete bindirmiştik, perişan edici bir şey, inen herkes sapsarı, kıyı bucak gözden ırak yer aramaya koşuyordu, hiç farkı yok. Ekip o girdabın içinde kameraları, malzemeleri hazırlayıp suya indiriyor, ayakta durmak bile meseleyken? Bir köşeye yapıştım hem ayak altında olmamak hem de düşüp bir yerimi kırmamak için çabalıyorum. Bir deko tüpü indirildi, bir de uzunca bir ipin ucuna bir usturmaça bağlanıp atıldı, çünkü dalga bir yönden akıntı diğer yönden çekiştiriyor, denize inenin tutunabilmesi için şart. Dalış bayrağı da çektik tekneye. Sonunda Yasemin ve Rudi de indiler. İnmeden tonozdan koparsak motor nasıl çalışır, tekne nasıl gider onu anlattılar kısaca, akıntı, sığlıklar gibi felaket sahneleri de eklediler. Hiç bu tür bir tekne kullanmışlığım yok, o sallantıda anladım mı o da belli değil, inşallah bir şey olmaz… Teknede benden başka kimse yok ve aman Tanrım, sallanıyor da sallanıyor. Ömrümde deniz tutması nedir bilmeyen ben bulantıyla savaşmaya başlıyorum, gerçekten epey fırtınalı deniz yolculukları yaptım, gemilerde, teknelerde sağlam kalan az sayıdaki insandan biri olmuşumdur hep. Ama bu başka bir şey, çok berbat bir şey. Kendimi kötü hissetmeye başladım, dalmasam daha mı iyi acaba?.. Arada denizden ekibin hava kabarcıklarını izlemeye çalışıyorum, tekne yerinde duruyor mu anlamaya calışıyorum, yook yok, daha beter oluyorum, ufka bakmak, gözünü hiç ayırmamak daha iyi… Tonozu yakaladığımızdan bu yana kaç saat geçti bilmiyorum ama sonunda yüzeye yakın karartılar seçilmeye başladi, dönüyorlar. Rudi’ye “Ben berbatım, başım sersem, midemi zar zor kontrol ettim, ben dalmasam?” diyorum, cevabı “Karayiplere hoşgeldiiin” oluyor. “Hemen hazırlan suya in, inan bana en iyisi bu” diyor, çaresiz dalacağız. Burada hoca O, birlikte daldığım arkadaşlarım bilirler, bizde hoca ve disiplin acayip onemlidir. Hoca sözü hünkar fermanı gibi bir şeydir. Ayrıca her yer bu tekneden iyidir! Nasıl giyinip suya girdim bilmem ama aletleri suda kuşandım, o da Yasemin’in yardımıyla. Ama suya girmek hemen fayda etti! Dunya varmııışşşşş! Müzmin sinüzit kötülemiş, kulak dengelemek için epey zorlanıyorum. Ağırlık dengesiz, BC dar, paletler kötü, öyle böyle sonunda dipteyim neyse. Burada yalpa, çalkantı, girdap yok, sakiiiin bir deniz, sessiz ve inanilmaz bir dünya. Tanrım o ne güzellik, balık kaynıyor, rengarenk, kocaman, çeşit çeşit. İşte Efsane Aquarius her şeyiyle karşımda! Sanki ufak bir ev, lombozları bile var, çevresinde çeşitli ilave yapılanmalar. Hayranlik verici bir şey, hele içinde hayat olduğunu, bilim insanlarinin burada haftalarca yaşadığını düşünmek hayallerin ötesinde. Ama dur, bunları anlatmayayım, nasıl olsa filmde herkes görecek, sürprizi bozmayayım. Yapıların her tarafı kabuklu, kabuksuz, mercan, mantar çeşit çeşit deniz canlısıyla kaplanmış. Görülesi bir renk cümbüşü. Yanımdan kimi benim boyumda balıklar geçiyor, Aquarius’un altından, kenarlarından sanki her dakika balık dolu bir çuval patlıyor gibi dökülüyorlar. Nereye bakacağımı şaşırıyorum, bütün o renkler, desenler ve devinim arasında kaybolup artık hangi balığın ne olduğunu anlamaya, hatırlamaya çalışmaktan vazgeçiyorum. Öyle çoklar, o kadar çok tür var ki, birinin ne olduğunu daha düşünemeden yenileri geliyor önüme. Arasıra ağzım açık kalıyor olmalı, regulatorü düşüreceğim nerdeyse, ağızlığı ağzıma tıkıp elimle de emniyete alarak yüzmeye başlıyorum. Bilmem onca sallanmadan sonra sersemleyip daldığım için mi yoksa görüntünün güzelliğinden ve zenginliğinden mi, dalış gerçek değil de bir rüyaymış gibi devam ediyor. Bu dalışın tek eksiği biraz daha ışık. Yukarıdaki nihayet kavuştuğumuz iyi hava (!) güneşi kalınca bir bulut tabakası ardında saklamakta çünkü. Ama su sıcak, görüş hayli net, burada deniz de sakin, daha ne ister insan… Havam azalmaya başladı, daha deko var, dönüşe geçmeliyiz. İşte dekoları da tamamladık, uygun yerlerde uygun süreler bekledik, kanınımızdaki gazlardan kurtulduk, çıkıyoruz. Dönüşte scooter kullanan Yasemin’e tutunup palet çırpmadan teknenin altına varmak da pek lüks oldu doğrusu. Harika bir alet, filmlerde filan görürdüm ama bir gün gerçekten sualtında onunla yolculuk yapacağımı hayal bile etmemiştim. Aletleri gene denizde bırakıp (İpe asarak) başımı gözümü patlatmadan merdivenden yukarı tırmanmayi başarıyorum, merdivenin arasına elim girdi ve biraz ezildi ama bu dalgada hic önemli sayılmayacak bir arıza bu. Malzeme ve kameralar da yüklenince palamarı çözüp sakin denize ya da neresi sakinse bu denizin, sakin karaya doğru yola koyuluyoruz. Harika bir dalış günü; ben hayal edemeyeceğim kadar ilginç bir yere daldım, Yaseminler filmin son sahnelerinin çekimini başarıyla tamamladılar. Evde babaannesiyle kalan torunumdan da haber aldık, gayet iyi ve mutluymuş. Daha ne isteyebiliriz ki… Belgesel yakında tamamlanacak, Yasemin’in sitesinden takip edin, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. Çoook ilginç ve güzel bir dalıştı, benim de yaşım hayli ilerledi, belki de bu benim jubile dalışım olur, hahhaaa!.”

Proje Günlüğü – 16 Kasım 2012: “İnanılmaz Sualtı Laboratuvarı Aquarius’un içinden”

 
 

Sevgili dostlar,
Aquarius’ta çekimlerimizi bitirmeye hazırlanırken size bu yerin içini göstererek iştahınızı açmak istedim! Çok az kişiye sağlanan bu içeri girme ayrıcalığını yaşayabildiğimiz için çok mutluyum.

Aquarius silindir şeklinde bir yer, 13 metre uzunluğunda ve 6 metre çapında. Gördüğünüz çizim buranın planı hakkında size iyi bir fikir verecektir. Bir tarafta “giriş kapısı” var, daha doğrusu suya girip çıkmayı sağlayan bir havuz. Diğer tarafta da 6 tane yatak mevcut, arada yaşam ve çalışma alanı var. Bu ziyaretimiz sırasında 3 kişiydik, benim dışında bilim subayı Otto ve dalış subayı Roger vardı. İçerisi oldukça ferah geldi. Ama tabii ki eminim 6 kişi içinde yaşadığında o kadar ferah gelmiyordur. Rudi o gün sinüslerinde kötü bir tıkanıklık sebebiyle benimle içeri gelemediği için çok üzüldüm. Habitatın yüzeye devamlı bir bağlantısı var, sadece hava için değil tabii ama aynı zamanda, elektrik, klima, telefon iletişimi kablosuz internet gibi lüksler sağlıyor. Bir etkinlik sırasında haliniz ve enerjiniz kaldıysa telefonunuzdan facebook sayfanıza birşeyler yazabilirsiniz. Buna bağlantıya göbek bağı adını veriyorlar. Dalgıçlar her gün habitat dışında 6 saatlik ve bazen daha uzun görevlere gidiyorlar. “Eve” döndüklerinde heyecan içinde gördüklerini tartışıyorlar, değerlendiriyorlar, yemek yiyip dinleniyorlar. Fotoğraflarda göreceğiniz gibi üç tane oldukça büyük lomboz çevredeki canlıları seyredebilmemizi sağlıyor. Bunların arasında çok büyük barakudalar ve “Küçük Joe” adındaki kağlumbağa ve “Charlie” adındaki Goliath orfozu gibi isimiyle bilinenleri de var.

Aquarius’a yapılan görevler “saturasyon” görevleri olarak bilinyor, yani buradaki basınç dışarıdaki basınçla aynı bu nedenle giriş yerindeki su içeri girmiyor. Bu “Moon Pool” adı ile bilinen giriş havuzunun nasıl harika bir yer olduğunu tarif edemem. Bir adımda deniz altındasınız ve devamlı da orada balıklar yüzüyor. Saturasyon dalışlarının avantajı görev etkinliği sonuna kadar dekompresyon yapmak gerekmeden dalabilmek, çünkü dalgıçlar devamlı aynı basınçta çalışıyor ve yaşıyorlar, 15 metreye 10 gün boyunca dalmak gibi birşey. Görevin sonunda habitatın içinde basıncı değiştirerek 18 saat süren yavaş bir dekompresyon yapıyorlar. Yine bu sebeple Aquarius’a bir ziyaret, dalış niteliği taşıyor, yani içeride geçirdiğiniz süre dalış süresine ekleniyor ve burada dekompresyon yapmadan geçirilebilecek maksimum süre 80 dakika. Ziyaretçilere izin verilen süre de bu. Rudi’nin benimle gelememesini sebebi bu 80 dakikayı yüksek basınç altında geçirecek olması sinüslerindeki problemin devam etmesine ve daha kötüleşmesine sebep olabilmesi. Fotoğrafların tadını çıkarın, çok yakında bu dalışla ilgili videomuzu da ekleyeceğız.

Buradan Aquarius’un facebook sayfasını görüp beğenerek takip edebilir, bu inanılmaz yerin çalışmalarına devam edebilmesi için desteğinizi gösterebilirsiniz. http://www.facebook.com/AquariusReefBase

Proje Günlüğü – 5 Kasım 2012: “Kasırga, kötü hava ve genel olarak tatsız bir dönem”

 
 

Projemizi takip edenlerden son zamanlarda eskisi kadar sık yazmadığım için özür dileyerek yazıma başlıyorum. Müthiş bir şanssızlık içinde daha çok kötü hava sebebiyle 2 aya yakın zamandır doğru dürüst dalış yapamadık. “Batıklar” ile ilgili bölümün (yayınladığımız 7 dakikalik versiyon bu bölümün fragmanı niteliğindedir) tüm çekimlerini Ağustos sonunda tamamladıktan sonra “Mağaralar” bölümünün çekimlerine hazırlanmıştık, bu sırada da Aquarius sualtı yaşam yerinde çekim yapacaktık. Kulağa gayet basit geliyor bu plan fakat gerçek bundan çok uzaktı malesef.

“Mağaralar” bölümü için dünyanın en iyi mağara sistemlerine sahip bölgeleri arasında olan 3 yer seçmiştik. 2 tanesi karada, tatlı suya sahip, kuzey Florida’da yer alıyor, diğeri ise Meksika’da Yukatan yarımadasında. Bunun dışında Bahama adaları olan Abaco, Andros, Exumas ve Eleuthera da müthiş mağara sistemlerine sahip. Yaz sonu genelde Bahamalar dalgalı ve esintili bu nedenle Meksika ve Kuzey Florida’da çekimlere başlamayı planlamış, Bahamaları havanın daha sakin olduğu zamana bırakmıştık. Fakat bu yıl Karayipleri etkileyen inanılmaz yağmurlar bu ihtimali yok etti. Tatlı su mağaralarında dalış için rüzgar veya dalga gibi endişeler taşımak gerekmiyor fakat yağmur çok kötü etkiliyor. Genelde 90 metreye ulaşan görüşe sahip olan bir tatlı su bölgesinde görüş 1-2 metreye düşebiliyor, bu sayede mağaralar müthiş tehlikeli hale geldiği gibi çekim imkansız oluyor. Normal bir yağmur büyük mağara sistemlerini pek etkilemiyor ama arka arkaya domino etkisi ile geldiği zaman bu yerler haftalarca, bazen aylarca dalınamaz olabiliyor. Florida ve Yukatan’da Haziran’dan Ekim’e kadar bu durum söz konusu oldu. İki kez Meksika’ya seyahat planladık, biletlerimizi aldık ve ardından iptal etmek zorunda kaldık. Mağara dalışlarının çok riskli olması çeşitli işler için çok talep gören en profesyonel dalgıçlarımızı kullanmamızı gerektiriyor ve bu mağara ekibimiz bizim için işlerini defalarca askıya almak durumunda kaldı. Bu iki iptalin ardından ancak sene başında onlarla tekrar dalabileceğiz.

3 hafta önce tatlı su mağaralarının planımızın parçası olmak için işbirliği yapmayacağını farkettikten sonra planımızı Bahamalar’da çekim yapmak üzere değiştirdik fakat tam bu sırada kasırga sezonunun çoktan bittiğini herkesin tahmin ettiği bir noktada birden Sandy kasırgası ortaya çıktı ve hava idare eder halden korkunç bir hale dönüştü birden. Kasırga sezonunda buralarda yaşamış olmayan, özellikle benim gibi Akdeniz havasına alışık kişiler için bu doğal afetin yüzlerce mil uzaktaki yerleri bile nasıl etkilediğini anlamak çok zor ve garip. Bizden çok uzakta Doğu Karayiplerde bu kasırga daha oluşurken burada, Miami’de hava inanılmaz kötü hale gelmişti bile. Kasırga daha Jamaika’dayken dalga boyu 3-4 metreydi ve bize yaklaştıkça dalga ve rüzgar inanılmaz bir hız kazandı. New York’tan ayrılana kadar da burada yağmurlar hiç kesilmedi. Bahamalar’da dalmamız veya seyahat etmemiz mümkün olmadığı gibi bu sırada teknemiz aşırı yağmur ve rüzgardan hasar gördü, sintine pompalarını ve ıslanan benzin enjeksiyon sistemini değiştirmemiz gerekti.

Peki Aquarius? Bu dram devam ederken Aquarius’ta dalışlara devam etmeye çalıştık fakat Aquarius’un da çok sıkı kuralları var malesef. Burada çok az kişiye verilen çekim iznini aldık fakat iznimizin bir şartı çekimleri ancak Aquarius personelinin burayı kullanmadığı zamanlarda yapmak. Fakat kötü havanın dalınabilir günleri epeyce azaltmış olması ve sponsor arayışı içinde olan Aquarius ekibinin devamlı ziyaretçileri olması dalabileceğimiz günlerin çok sayılı olmasına sebep oldu. Kısaca inanılmaz bir negatiflikler zinciri ile üç farklı ülkede farklı dalış yerlerinde çekimler planlarken inanılmaz bir şekilde hemen hemen hiçbirinde dalamıyoruz. Şimdi teknemiz iyi, şartlar yavaş yavaş düzeliyor. Ümid ediyorum ki gelecek hafta dalışlara dönüp çok kısa zaman içinde ikinci bölümümüzü tamamlayabileceğiz. Bizi takip etmeye devam edin.

Hava genellikle bu şekilde gözüküyor bu günlerde.

Hava genellikle bu şekilde gözüküyor bu günlerde.

Proje Günlüğü – 2 Eylül 2012: “Hayallerim gerçek oluyor!”

 
 

Aquarius HabitatKüçükken üç büyük şey beni inanılmaz şekilde etkilemiş ve dalışın hayatımın büyük bir parçası olacağına karar vermeme sebep olmuştur. Bunlardan ikisi, tabii ki “Derinlik Sarhoşluğu” filmi ve “Kaptan Cousteau”. Üçüncüsü? Annem ve babam daima National Geographic dergisinin sadık abonelerinden olmuşlardır. 1986’da, 7 yaşındayken bir yeni sayısı eve geldi ve burada Aquarius Yaşam Yeri ile ilgili bir yazı okudum. Bir küçük kızın 1001 gece masallarındaki prensesleri okuduğundaki heyecanı ne ise, bunu okurken ben de en az o heyecanı yaşadım.

Aquarius Yaşam Yeri nedir? Bu bir sualtı yaşam yeri, bir sualtı evi bir bakıma. Burada dalgıçlar günler belki haftalarca sualtında yaşayıp karaya adım atmıyor. Bu sayede başka türlü mümkün olmayacak, sualtını, hayvanları, mercan kayalıklarını kesintisiz bir şekilde inceleyebildikleri bilimsel araştırmalar ve deneyler gerçekleştiriyorlar. Aynı zamanda sualtının havasızlık ve yer çekiminin azalması sonucu uzaya en benzer şartları sağlaması sebebiyle, burası astronotların eğitimi için de kullanılıyor. Ortalama bir görevde dalgıçlar (Aquanaut’lar) Aquarius yaşam yerinde 10-14 gün geçiriyorlar. Günde 5-6 saat dalıp, sualtı üssüne dönüp yiyip uyuyup ertesi gün yeniden dalmaya hazır oluyorlar. Müthiş birşey!

7 yaşında bununla ilgili yazıyı okuduğumda sualtında yaşayabilmek bir kavram olarak inanılmaz gelmişti bana. Yıllar boyunca rüyalarımı süsledi, hayallerini kurdum. Odamdaki çadırımın Aquarius üssü olduğu ve buradan evin içine dalış görevlerine gittiğimi hayal ettiğim oyunlar oynardım. Fakat tüm bu yıllar boyunca hiç bunun nerede olduğuna dikkat etmemiştim. Çünkü benim için o kadar uzak bir yerdeydi ki asla ve asla burada bir gün dalmayacaktım. Ta ki birkaç ay once Aquarius ile ilgili yeni bir haberi okuyana kadar. Bu yerin burnumuzun dibinde ve hala fonksiyonel olduğuna inanamadım!!! Teknemiz ile üzerinden bilmeyerek geçerek dalışa gitmiş bile olabilirim, o derece yakın. Bunu öğrendiğimdeki mutluluğumu tahmin edemezsiniz. Küçüklük hayallerimi süsleyen ve dalmamın en büyük sebeplerinden biri olan bu yerde dalabileceğim.

Fakat bu sefer haberlerde olmasının sebebi heyecan verici yeni bir görev değil malesef. Aquarius dünyada en uzun süre devam eden sualtı yaşam yeri projesi olduğu gibi aynı zamanda, benzerleri arasından geriye tek kalan. Bütçe kesintileri sebebiyle görevine devam etmemesi ve kapanması söz konusu. Devam edebilmek için yeni bir sahip arıyor. Biz de bu inanılmaz yere ilgi çekmek için üzerimize düşen rolu oynamak istiyoruz. Bu bölümde sizi bu yaşam yerinin içine taşıyacağız ve bu kompleks operasyonun tüm detaylarını ve destek ünitelerini göstereceğiz. İnanılmaz bir bölüm olacak bu!